EndüstriyelHaberlerSanayi & Üretim Gündemi
--:--:--
Sanayi & Üretim

TÜSİAD'dan Ömer Aras: Büyüme Kalkınma Getirmiyorsa Anlamı Yok

TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, ekonomik büyümenin kalkınmaya dönüşmesi gerektiğini vurgularken, 'Ekonomik başarı yalnızca kaynak meselesi değil, aynı zamanda yön meselesidir' dedi. Türkiye'nin jeopolitik avantajlarını verimlilik, teknoloji ve insan kaynağıyla bütünleştirmesi gerektiğini belirtti.

18 Haziran 2026 08:58·2 saat önce1
TÜSİAD'dan Ömer Aras: Büyüme Kalkınma Getirmiyorsa Anlamı Yok

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK), 2026 yılının ilk toplantısını geniş katılımla gerçekleştirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, dünyanın artık sadece ekonomik dalgalanmalarla değil, aynı anda jeopolitik, enerji ve teknoloji kaynaklı üç büyük dönüşümle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Aras, Türkiye'nin stratejik avantajlarını değerlendirmesi için üretim kapasitesini teknoloji, enerji dönüşümü ve insan kaynağıyla entegre etmesi gerektiğini vurguladı.

Konuşmasında son küresel gelişmelerin şirketlerin tüm hesaplarını altüst ettiğine dikkat çeken Aras, yılbaşında birçok şirketin 2026 bütçelerini hazırlarken enflasyon, faiz ve enerji fiyatlarına ilişkin benzer varsayımlar kullandığını ancak birkaç hafta içinde jeopolitik gelişmeler nedeniyle dengelerin değiştiğini belirtti. Aras, "Yaşadığımız olaylar neticesinde gördük ki artık ekonomik hesaplarla jeopolitik gelişmeler birbirinden ayrı düşünülemiyor. Bütün yatırım kararları yalnızca ekonomik bölgelere bakılarak alınmıyor; enerji güvenliği, tedarik güvenliği, teknoloji erişimi ve jeopolitik riskler birlikte değerlendiriliyor. Çünkü dünya artık daha kırılgan, daha parçalı, daha belirsiz bir yer. Önemli bir gerçeği kabul etmeliyiz: Bugün yaşadığımız belirsizlik ve çatışma ortamı geçici bir parantez değildir" dedi.

İran'a yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının enerji maliyetlerini, navlun ve sigorta giderlerini artırdığını belirten Aras, yatırım kararlarının artık enerji güvenliği, tedarik güvenliği ve jeopolitik risklerle birlikte alındığını söyledi. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar, ABD-Çin rekabeti ve Tayvan geriliminin geçici krizler değil, uzun süreli yapısal dönüşümlerin işaretleri olduğunu belirten Aras, önümüzdeki dönemde küresel ekonomide dalgalanma ve kırılganlıkların süreceğini kaydetti. Şirketlerin ve ülkelerin dayanıklılık kapasitesinin her zamankinden önemli hale geldiğini vurguladı.

Aras, son 25 yılda küresel üretim merkezinin Batı'dan Doğu'ya kaydığına dikkat çekti: Çin'in küresel üretimdeki payı 2000'de yüzde 6 iken bugün yüzde 27'ye yükseldi; ABD'nin payı ise yüzde 25'ten yüzde 17'ye geriledi. Ancak ABD finans ve askeri güçte üstünlüğünü koruyor. 2030'da Çin'in payının yüzde 45'e çıkacağını belirten Aras, "Modern tarihte ilk kez dünyanın üretim merkezi ile askeri ve finansal merkezi farklı yerlerde bulunuyor" dedi. Bu ayrışmanın küresel ekonomide önemli bir fay hattı yarattığını ve kritik minerallerden yarı iletkenlere kadar birçok stratejik alandaki rekabetin temelinde bu dönüşümün olduğunu söyledi.

Enerji dönüşümünün küresel belirsizliklerin ikinci büyük kaynağı olduğunu belirten Aras, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin dünyanın hâlâ petrol ve doğalgaza bağımlı olduğunu gösterdiğini ifade etti. Buna karşın güneş ve rüzgar enerjisinin birçok bölgede fosil yakıtlardan daha ucuz hale geldiğine dikkat çeken Aras, yeşil enerjinin artık sadece çevresel bir konu değil, rekabet gücü ve ulusal güvenlik meselesi olduğunu söyledi. Yeni enerji sisteminin teknolojik altyapısında Çin'in ağırlık kazandığını, bunun da küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğini belirtti.

Teknolojik dönüşümün üçüncü büyük kırılma alanı olduğunu belirten Aras, yapay zeka yarışında çip, enerji ve verinin stratejik önem taşıdığını söyledi. Yapay zekanın ekonomik olduğu kadar jeopolitik bir mücadele alanı haline geldiğini ifade eden Aras, ABD, Çin ve Avrupa Birliği arasındaki teknoloji rekabetinin önümüzdeki dönemde sertleşeceğini dile getirdi.

Konuşmasının Türkiye açısından önemli bir bölümünde Aras, 2026'nın ikinci yarısında iki önemli uluslararası organizasyona ev sahipliği yapılacağını hatırlattı: Temmuz ayında NATO Zirvesi ve kasım ayında COP31 İklim Zirvesi. Bu zirvelerin Türkiye'nin jeopolitik ve ekonomik ağırlığını küresel ölçekte görünür kılacağını söyleyen Aras, NATO Zirvesi'nin güvenlik, enerji ve teknoloji eksenli yeni dünya düzenini temsil ettiğini, COP31'in ise Türkiye'nin enerji dönüşümü, sürdürülebilir finansman ve yeşil kalkınma vizyonunu anlatması için fırsat olduğunu belirtti.

Türkiye'nin güçlü yanlarının coğrafi konumu, üretim kapasitesi ve ekonomik çeşitliliği olduğunu vurgulayan Aras, ekonomik çeşitliliğin büyük bir başlangıç avantajı sağladığını ifade etti. Ancak sadece ekonomik büyümenin yeterli olmadığını belirten Aras, "Nasıl büyüdüğümüz, büyümenin kalkınma yaratıp yaratmadığı da çok önemli. Ekonomik başarı yalnızca kaynak meselesi değildir; aynı zamanda yön meselesidir" dedi. Türkiye'nin yeni kalkınma hikayesinin daha yüksek verimlilik, katma değer, teknoloji kapasitesi ve nitelikli insan kaynağı üzerine kurulması gerektiğini söyleyen Aras, gençlerin eğitimine yatırım yapılmasının, çalışanların yetkinliklerinin artırılmasının ve kadınların ekonomik hayata katılımının kritik önem taşıdığını belirtti. Türkiye'nin hangi sektörlerde derinleşeceğine ve hangi teknolojilere odaklanacağına dair uzun vadeli bir yön duygusuna ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Aras, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin Türkiye'nin en önemli stratejik hedeflerinden biri olduğunu söyledi. Türkiye'nin Avrupa'nın yeni üretim mimarisinin dışında değil içinde yer alması gerektiğini belirten Aras, Made in Europe yaklaşımının bir parçası olunması gerektiğini vurguladı. Avrupa'nın enerji dönüşümü, dijitalleşme, savunma ve stratejik üretim alanlarında yeniden yapılanma sürecinden geçtiğini belirten Aras, Türkiye'nin coğrafi konumu ve sanayi kapasitesiyle Avrupa'nın en önemli üretim ortaklarından biri olabileceğini söyledi.

Konuşmasının sonunda Aras, dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde yalnızca mevcut durumu korumaya çalışan ülkelerin geride kalacağını belirterek, "Belirsizliği doğru okuyan, kurumlarını güçlendiren, teknolojiye yatırım yapan ve ekonomik dayanıklılık yaratabilen ülkeler kazanacak. Türkiye yeni dönemin üretim, enerji ve teknoloji mimarisinde sağlam bir yer edinmeli. Önemli olan jeopolitik ağırlığımızı güçlü ekonomiye ve kalıcı refaha dönüştürebilmektir" dedi.

Bu haber Ekonomim adlı kaynaktan derlenmiştir. Haberin tamamını orijinal kaynağından okuyabilirsiniz.

Haberin Kaynağına Git
#kapasite